Aynadaki Yalan

Fotoğraflar, fotoğrafı çeken kişinin o an orada olmasının kanıtı değil mi?

Günümüzde “Medyatik Belgesel Fotoğraf” şeklinde adlandırmayı tercih ettiğim bakış açısını – fotoğraf kolunu-görüntü sanatlarının içinde andığımızda, içinden çıkılması zor bir estetik anlayışının toplumun her katmanını sarmalladığını görürüz. Burada “Medyatik Belgesel Fotoğraf” derken, yazılı-görsel her türlü medyada, bir başlıkla veya konuyu içeren bir tanımlama ile kullanıma sunulan fotoğraflar kastedilmektedir. Aslında “Medyatik Belgesel Fotoğrafı” görüntü sanatlarının içinde anmasak da, ister istemez, bu nitelikteki her görüntü malzemesini estetik boyutta değerlendiren bakış açısı, okur-yazar kentli bireyin görme biçimlerine müdahale etmektedir.

Görüntü nedir? “Gerçekte var olmadığı halde varmış gibi göze görünen yada zihinde beliren, yer eden şey” hayalet, hayal, tayf (Püsküllüoğlu, 1995, s.668). Bu müdahele nasıl olmaktadır? Makalenin konusudur.

En basitiyle ele alındığında, herhangi bir yerdeki acının, vahşetin, zulmün, fotoğrafları, oradaki süregelen zulüm karşısında orada olmayanları uyarmak, haber vermek, bilinçlendirmek hizmetini aştığında, yani haber fotoğrafları estetik düzlemde okunmaya, okutulmaya başlandığında şöyle bir tehlike söz konusudur. O zaman hangi yerdeki zulüm hangi yerdeki vahşetten daha estetiktir? Bu soruyla uğraşıyorsak, “şiddettten estetik olarak zevk alan ve bu durumu sorgulamaktan bile uzak olan bir toplumun içinde mi yaşıyoruz” diye düşünmemiz gerekmez mi?

Savaşların fotoroman gibi izlenir olmasını yadsımayan bir toplum içinde yukarıdaki soruyu sormamız gerekiyor.

Acının, derdin estetiği, resim, heykel müzik aracılığı ile sunulduğunda durum farklı, fotoğraf aracılığı ile sunulduğunda durum farklıdır oysa.

Resim, heykel ve müzik de estetize edici, salt kendi hayal ve soyutlama gücünü kullanır. Fotoğrafta ise estetize edici aracını bir konuya doğrultur ve konununun hayali izlerini-aksini bir yüzeye düşürür. Bu izler fotoğrafa neden olan hadiseden hep daha sonra başka zamanda, başka bir yerde hatta fotoğrafçısı bile olmadan ve başkalarına gösterilir.

Hadiselerin iki boyutlu, aslında doğruyu söylemek gerekirse “boyutsuz” resimleri gibidir fotoğraflar. Hem de herkesin her başka zaman aynısını bir kez daha yapamayacağı her farklı insanın da farklı farklı yapabileceği resimler gibi.

İzleyici tarafından izlenen ise hadiselerin kendisi değil, aynadaki akisleridir. Hem de tutulduğu şeyin, aslını yitirmiş sadece aksi kalmış aynalardaki akisleri.

Aynalar, aynayı tuttuğunuz tek bir doğrultuyu referans alarak, gerçeğin “bir” bakış açısından hem de sadece iki boyutlu izini gösterir. Aynada gördüğümüzün baktığımız şeyin aksi değil kendisi olmasını sanmak gibidir fotoğraflarda gerçeği aramak.

Bu bağlamda fotoğrafları, “resimsel güçleri hakikatin yansımalarına dönüştürülmüş,” resimsel güçleri hakikat uğruna kullanılan yüzeyler olarak tanımlayabiliriz. İşte bizler bu yüzeylere bakarak ve yüzeylerin resimsel ışık oyunlarını tamamen gerçeğe atfederek fotoğrafları bir yazıyı okur gibi okumaktayız.

Okur-yazar şehir ferdinin görme biçimlerine yapılan bu müdahale belki de fotoğrafların belge niteliğinin suistimal edilmesi veya fotoğraflara kaldıramayacağı bir belgesel nitelik atfedilmesi ile başlar.

Belge nedir? Kısaca ona bakmalıyız.
Apartman gider makbuzları belgedir.
Sinema bileti belgedir.
Seyahat biletleri belgedir.
Kimlikler birer belgedir.

Kimliklerden sökülmüş fotoğraflar –onların kimliklerden neden söküldüğünü dert edenler için (varsayalım) o kimlikle ve söküldüğü haliyle birlikte- belgedir. Kimliklerden sökülmüş fotoğraflar, fotoğraftakinin kim olduğunu bilmiyorsanız belge değildir, sadece fotoğraftır, bir yüzeydir.

Düşünülmesi gereken, bir fotoğrafın altına veya üzerine veya içine gelecek bir yazıyla yada kurmaca metin içinde, özel yapılmış bir kurgu içerisinde “belge-belgesel” niteliği taşıyabildiğidir.

Suistimalin başladığı yer de buralarda aranmalıdır. Süregelen bir hadisenin orada olmayanlara aktarılmasındaki incelikler bütünlüğü diyebiliriz kısaca. Farklı koşullarda kimbilir farklı endişelerle çekilmiş görüntüleri arka arkaya getirerek, bir bütün varmış hissini izleyiciye verme inceliği.

Yazının fotoğraflara ışık tutmaktaki egemenliği, fotoğrafın yazıyı aydınlatmadaki, yazıya şekil vermedeki kudreti. Fotoğrafı sıradanlığın sıkıcılığından kurtarıp (kan damlamanın-damlatmanın) hararetine erdirebilmek.

Usta tiyatrocunun (oyundaki-eserdeki) dingin, sıradan, uysal anı bile yücelterek arka sırada oturanları hedef alırcasına görülebilir bir hareketle verme zihniyetindeki gibi.

Medyatik bakış açıları, medyaları kullananların özdeki iyi niyetlerini dışlamıştır. Görmediğiniz bir kiteyi karşımıza alıp yazılarla – fotoğraflarla onu sağlı sollu esnetmek, esritmek bugünlerde ve epeydir sanat sayılmaktadır.

En sıradan bir hadiseyi etkili bir hikayenin içinde yer alıyormuş gibi ele alıp büyütme gayreti, fotoğrafları bu abartı ile oluşturma ve bağlamları dışında sunma zihniyeti epeydir görüntü sanatları ile birlikte anılmaktadır.

Fotoğraf aygıtını bulanların, ilk fotoğrafları oluşturanların meşakkatli deneylerinin altında resimsel güçler, illüzyonik araştırmalar yatmaktaydı oysa. İlk çekilen fotoğrafların poz süreleri altı saat sekiz saat gibi aralıklardı. Aynı konunun karşısına geçecek bir ressamın o konu karşısında minumum çalışma süresi.

Bizler şu andaki akıl yapımızla eskiye baktığımızda, aynı belgesel kurgulardaki gibi, tarihin tüylerini tersine tarayarak, bu günlerde obtüratör hızı onbinlere gelecek bir aletin gelişmemiş hali gibi algılıyabiliriz ilk makinaları, ilk fotoğrafları.

Ama unutmamak lazım ki tarihi, hele gündelik hayat tarihini okumanın birinci şartı bugünlerdeki kaygı ve endişeleri, bugünkü akıl yapısını, tarihte okuyacağınız dönemdeki olaylara ve insanlara yüklememektir.

Hızlı düşünmek hızlı hareket etmek gibi bir derdi yakın gelecekte yüklendi insanoğlu. Devamlı, elmanın içinden geçen kurşunu yakalamaya çalışan bir fotoğraf makinası fotoğraf makinasını ilk bulanların deneylerini dışlamıştır.Artık kurşunun sürati arttıkça fotoğraf makinasının obtüratör hızı da artmaktadır.

Toplum mu bunu istediği için haberler, Medyatik Belgeseller, Medyatik Belgesel Fotoğrafçılar vardır, yoksa medyatik bakış açıları olduğu için mi toplum tüm görsel malzemelerden zevk almak istemektedir. Bunu bilemeyiz ama insanların gazeteler, dergiler haberler ve globalizm söylemleri içinde yönetilmediği yüzyılların içinde yaşamış düşünürlerin, ustaların, sanatçıların eserlerini bildiğimizden olsa gerek, sanatın nerelerde yitip gittiğini hala arıyoruz.

Ömer Orhun
2008-yıldız.

Kaynakça

Püsküllüoğlu, A., 1995. Türkçe Sözlük, YKY, İstanbul

Diğer Projeler

All for Joomla All for Webmasters